Dr. Faruk Ayanoğlu Cad. Yeni Defne Apt. No:26/2 Fenerbahçe
bilgi@dokudanismanlik.com
+90 (216) 550 55 22

Sık Sorulan Sorular

1. Okul öncesi çocuklara zeka testi yapılır mı?

Evet yapılır. Zeka testleri, değişik yaş grupları için özel olarak geliştirilmiş testlerdir. Ancak zeka testleri, tek başlarına kullanıldığında çok kısıtlı bilgi verdiği için, hiç bir yaş grubunda tek başına kullanılmaz; sorunun niteliğine göre belirlenmiş, diğer değerlendirme araçlarıyla birlikte kullanılırlar. Sunulan problemin niteliğine göre zeka testlerinin yanı sıra değerlendirmeye katılan alanlar, dikkat ve konsantrasyon becerileri, bellek ve öğrenme, problem çözme ve soyutlama, planlama ve organizasyon, algısal beceriler, mekansal beceriler, motor beceriler, dil ve konuşma, akademik beceriler, uyumsal davranış ve duygusal, sosyal, davranışsal işlevlerdir.

2. Her çocuğa zeka testi yaptırmak gerekir mi?

Hayır gerekmez. Zeka testleri ve daha geniş alanları içeren nöropsikolojik değerlendirme duygusal, sosyal, akademik, işlevsel ve iletişimsel sorunların gözlemlendiği durumlarda yapılır. Bu değerlendirme kişinin tanı, tedavi ve rehabilitasyon programının önemli bir parçasıdır. Öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği, iletişim ve dil problemleri gibi sıkıntılar söz konusu olduğunda kapsamlı değerlendirme mutlaka gereklidir. Ayrıca psikiyatrik ve nöropsikiyatrik bozukluk tanıları (Yaygın gelişimsel bozukluklar, Tourette Sendromu, anksiyete, depresyon vb.) ve genetik-kromozomal bozukluklar (Turner Sendromu, Williams Sendromu, Down sendromu vb.) söz konusu olduğunda, bu tabloların bilişsel fonksiyonlar ve işlevsellik üzerindeki etkilerini değerlendirmek için kapsamlı değerlendirme mutlaka gereklidir.

3. Tuvalet eğitimine ne zaman başlanır?

Çocuk hazır olduğu zaman. Çocuk hazır olmadan başlanılan tuvalet eğitimi girişimleri hem eitim sürecini hem de çocuğunuzun kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Çocukların çoğunluğu 21-30 aylar arasında tuvalet eğitimi için hazır hale gelirler. Yaklaşık %90’ı da 3 yaşa geldiğinde tuvalet kontrolünü tamamen kazanır. Bu nedenle tuvalet eğitimi anne-baba istediğinde değil, çocuk hazır olduğunda başlar. Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren bazı ipuçları vardır, bunların yakından takibi size rehberlik edecektir. Çocuğunuzun bezinin uzun süre kuru kalması, altının ıslaklığından rahatsızlık duyması, bez kullanmamak için ısrar etmesi, gündüz uykusundan uyandığında bezinin kuru olması işaretler çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunun habercisidir. Bunlar gözlenmeden asla eğitime başlamamak ve eğitim konusunda ısrarcı olmamak gerekmektedir.

4. Yeni doğacak kardeş çocuğa nasıl anlatılır?

Mümkün olduğunca erken bir tarihte çocuğuna açıklama yapmanızda fayda var. Karnınız büyümeye başladığında (genellikle 5-6 aylar arasında) çocuğunuza yeni gelecek kardeşten bahsetmenin zamanı gelmiştir. Çocuğunuz bebeğin nasıl oluştuğunu merak edecektir, yaşına uygun derinlikte açıklamalar yapın. Çocuğunuzun yeni doğacak bebeğe olan tepkilerinden endişeleniyor olsanız bile, her zaman olumlu ve mutlu konuşun. Bu konuşmalardan sonra çocuğunuzun içinde pek çok soru uyanacaktır. Ona dürüst ve güven verici cevaplarla yaklaşın. Çocuğunuza, arkadaşlarına ve akrabalara bu haberi bildirme fırsatı yaratın.

5. "Korkunç İki" nedir? Bu dönemle nasıl başa çıkılır?

Çocuktan çocuğa değişiklik göstermekle birlikte, genellikle bir buçuk yaş ile üç yaş arasında kalan, çocuğun davranışında belirgin deiğişikliğin gözlendiği dönemdir. Daha önceden uyumlu ve işbirlikçi çocuk bu dönemde inatçı, duygusal dalgalanmalar gösteren, çabuk kontrolden çıkan bir çocuk haline gelebilir. Anne-babaların büyük mücadele verdikleri, sıklıkla hayal kırıklığı ve bitkinlik hissettikleri bu dönemdeki zorluk, çocuğun bencilliğinden değil, benmerkezciliğinden kaynaklanır. Bu dönemdeki çocuk dünyayı yalnızca kendi bakış açısından görebiliyordur, bu nedenle de herşey kendi yolunca olmalıdır. Bir yıl sonra, başkalarının bakış açısını anlamaya başladığında, işler doğal seyrinde kolaylaşacaktır. "Korkunç İki” içerisindeki en korkunç öğe çoğu zaman öfke nöbetleridir. Bu nöbetlerle etkin şekilde başa çıkabilmeyi öğrenen anne-baba, çocuğunun kişilik gelişiminde olumlu etkiler yaratma fırsatına da sahip olacaktır.

6. Panik atak nedir?

Panik atak; bedensel belirtiler ile başlayan, yoğun bir korku, kaygı, panik ve huzursuzluk durumunun eşlik ettiği; çoğu zaman aniden başlayıp, şiddetlenerek devam eden; kimi zaman 30 saniye kimi zaman 10-20 dakika sürebilen; ve olumsuz algı, yorum ve düşüncelerle karakterize bir kısırdöngüdür. Tekrarlayan panik ataklar olması durumu ise, panik bozukluk adını alır. Panik atak, aslında son derece sıradan, olağan bir bedensel belirtinin "tehlikeli” ya da "tehditkar” olarak algılanmasıyla birlikte başlayan, illüzyonlu bir kısırdöngüdür.

7. Heyecanlanmak, telaşlanmak; panik atak geçirmek midir?

Hayır değildir. Belirli olaylar ve durumlar karşısında heyecanlanmak, kaygılanmak ya da telaşlanmak olağan duygulardan ve tepkilerdendir; bunları genelleyerek, panik atak olarak nitelendirmek yanlış bir ifadeleme olur.

8. Depresyonun belirtileri nelerdir?

Üzüntü, keder, çökkünlük, isteksizlik, halsizlik ve enerjisizlik halinin, karamsar ve umutsuz düşüncelerin ısrarcı biçimde devam etmesi; kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini sekteye uğaratacak düzeye gelmesi durumunda; ve de olumsuz düşünceler ve ağlama haline zaman zaman ölümle ilgili düşüncelerin eşlik etmesi halinde klinik bir depresyondan söz edilir.

9. Vajinismus nedir?

Vajinismus; vajinal kasların, istemsiz olarak spazm yapması ile cinsel birleşmeye imkan vermeyecek ya da cinsel birleşmeyi ağrılı bir hale getirecek ölçüde kasılması durumudur. Şiddetli vakalarda; cinsel birleşmenin gerçekleşememesinin de ötesinde, dışardan gelen herhangi bir temas (jinekolojik muayene ya da tampon kullanımı) aynı kasılmayı yaratırken; daha hafif vakalarda, daha küçük kasılmalar söz konusudur, cinsel birleşme olabilir ancak kadında cinsel ilişki sırasında ağrı ve acıya rastlanır.

10. Vajinismusun nedenleri nelerdir?

Vajinismus, temelini psikolojik faktörlerden alan bir problemdir. Katı ve otoriter aile tutumları, sosyal ve kültürel baskılar, kalıplaşmış düşünceler ve önyargılar, cinsellik konusunda bilgi eksikliği ve yanlış inanışlar vajinismusa zemin hazırlayan en önemli gelişimsel etkenlerdir. Zaman zaman ilişki içindeki dinamikler (güvensizlik, aldatma, aldatılma ya da sevgi, ilgi, şevkat, şehvet ve yakınlık eksikliği) bu problemin belirgin tetikeyicilerinden olabilir. Tecavüz ya da taciz gibi travmatik deneyimler yine nedensel faktörler arasında önemli bir yer tutar; vajinismus böyle vakalarda adeta bir defans olarak, yani bilniçdışı kendini koruma ve kapatma ihtiyacı olarak ortaya çıkar.

11. Vajinismus, çözülebilir bir sorun mudur?

Evet. Vajinismus sıklıkla görülebilen ve kolaylıkla tedavi edilebilen bir durumdur. % 90’ın üzerinde başarıyla son bulan tedavi sürecinde, bireysel psikoterapiden yararlanmak mümkün olduğu gibi, partnerlerin birlikte katıldığı seks terapisi de yaygın olarak kullanılır ve olumlu sonuçlar verir. Tüm cinsel işlev bozukluklarında olduğu gibi vajinismusda da aynı şekilde geçerli olan terapi, temel olarak 4 alanı kapsar. İlk adım, cinsellikle ilgili yeterli ve doğru bilgilenmenin sağlanması. Kadın ve erkek cinsellikle ilgili rasyonel bilgileri edindikten ve sindirdikten sonra, ikinci adımda, partnerler arasındaki cinsel iletişim üzerinde çalışılır. Bu noktada, kadın-erkek ilişkisinin; duygusal, entellektüel, iletişimsel ve cinsel alanlarıyla bir bütün olarak ele alınması önemli bir nokta. Sonraki adımda ise, cinsel ilişki ve performans konusundaki kaygı ve endişelerin azaltılması, kadın ve erkeğin hem kendi bedenini ve haz noktalarını hem de partnerinin bedenini ve haz noktalarını iyi tanıması üzerinde yoğunlaşılır. Son aşamada ise çift, etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerin uygulanmasını içeren "ev ödevleri" yoluyla, adım adım denemeler yapar.

12. Sevilen bir yakının ölümünün ardından, geride kalanlar neler yaşar? Acılarıyla nasıl baş edebilirler? Yakınları bu durumda onlara nasıl yardımcı olabilir?

Herhangi bir yitim, kayıp ya da ayrılığın ardından, geride kalanlar birçok birçok farklı duyguyu eş zamanlı olarak ve yoğun şekilde iç içe yaşarlar. Üzüntü, keder, acı, özlem, kızgınlık, öfke, isyan, sorgulama, hesaplaşma, suçluluk... Kaybın ardından yaşanan yas süreci, dış dünyadaki değişen koşullar ve dinamiklerle, iç dünya arasındaki dengeyi tekrar kurmaya yarayan bir çeşit ince ayardır. Yas süreci aslında bir uyum sürecidir. Yasın yaşanması, yani kaybın sindirilmesi için kişinin zamana ve alana ihtiyacı vardır; ancak sağlıklı bir yas sürecinin ardından kişi tekrar toparlanıp, güçlenip, hayata sağlıklı olarak katılabilir. Kayıp yaşamış yakınlarınıza verebileceğiniz en değerli destek, onların yas süreçlerinde tüm bu duyguları rahatça yaşamalarına izin verecek zamanı ve alanı tanımak ve yanlarında olmaktır. Ağlayana "ağlama” demek yerine, o defalarca aynı şeyleri ve kaybını anlatırken konuyu ndeğiştirmek yerine, onu dinlemek, ağlamasına, içindekileri dışavurmasına yardımcı olmak yapabileceğiniz en anlamlı yardım olur.

13. Yaratıcılık, doğuştan gelen bir yetenek midir, yoksa sonradan mı kazanılır?

Yaratıcılık, farklı alanlarda ve değişen yoğunluklarda, her insanda var olan bir potansiyeldir. Söz konusu yaratıcılık potansiyeli; kalıtsal özelliklere, yaşa, aile ortamına, sosyal ve kültürel faktörlere, eğitime ve öğretime bağlı olarak farklılıklar sergileyebilir. Yapılan bilimsel araştırmalarda yaratıcılığın; hem doğuştan gelen bir boyutunun olduğu, hem de sonradan geliştirilebilir, öğrenilebilir ve hayata geçirilebilir boyutlarının olduğu ortaya konmuştur. Bu potansiyelin aktive edilebilmesi, yani yaratıcılığın geliştirilebilmesi için gerekli olan şey; uygun ortam ve koşulların hazırlanması ile kalıpların dışında düşünebilme ve üretebilme becerilerinin belirli teknikler ve yöntemler temelinde öğrenilmesidir.

14. Evlilik kararı ve eş seçiminde nelere dikkat etmek gerekir?

Evlilik kararı ve eş seçimi son derece öznel bir yapıda olmakla birlikte, genel geçer kabul edilen ve anlamlı bulunan bazı unsurlardan söz etmek yol gösterici ve koruyucu nitelikte olabilir. En önemli unsur, kişinin kendini tanıması, ilişkiye ve birlikteliğe hazır ve istekli olmasıdır. Eş adayına karşı olumlu duygu ve düşünceler taşımak iki kişiyi bir araya getiren, yakınlaştıran ve bağlarını güçlendiren belki de en önemli unsurlardandır. Onu sevmek, beğenmek, özlemek, ona hayranlık duymak, saygı duymak; onun için endişelenmek, onu korumak, kollamak ve desteklemek istemek gibi duyguların ve düşüncelerin varlığı önemli olduğu kadar güzel ve değerlidir de. Güven, sadakat ve bağlılık bir diğer temel boyutu teşkil eder. Fiziksel çekim ve cinsel uyum ise yadsınamayacak kadar önemli bir başka faktördür. İletişim şekli, dil ve üslup, problem ve çatışmalarla baş etme tarzı dikkate alınması faydalı olabilecek anlamlı faktörlerdir. Sosyo-kültürel altyapılarda, eğitim ve öğrenim düzeylerinde, dini ve siyasi görüşteki benzerlikler ve uyum kadar aile ve sosyal desteğin varlığı da son derece önemli unsurlar arasında yer alır.