Dr. Faruk Ayanoğlu Cad. Yeni Defne Apt. No:26/2 Fenerbahçe
bilgi@dokudanismanlik.com
+90 (216) 550 55 22

Yetişkinlikte Dikkat Eksikliği Sendromunun Seyri

Serap ALTEKİN

Dr. Klinik Psikolog

Ekim 2013


"Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu"(DEHB), daha çok çocuklarda ve ergenlerde, daha az sıklıkla da yetişkinlerde görülen, nörolojik boyutu da olan bir psikiyatrik problemdir. Yarattığı etkiler ve neden olduğu problemler psikososyal zorluklara yol açarak kişinin günlük yaşam kalitesine, verimliliğine ve ilişki memnuniyetine gölge düşürürken, kişinin var olan potansiyelini hayata yeterince geçirebilmesinin önünde de engel oluşturan bir tablo yaratır.

Aslında elli yıldır bilinen ve araştırılan bir problem olmakla birlikte, yaklaşık son yirmi yılda, özellikle de son on yılda, çok daha sık duyulmaya başlanan bu bozukluk beraberinde pek çok tartışmayı da getirdi. İlk akla gelen sorular da, neden bu bozukluk teşhisinin bu derece yaygınlaştığı üzerine; daha çok adı mı konmaya başlandı yoksa gerçekten bu problem geçmişe kıyasla daha mı yaygın olarak görülmeye başladı? Nedeni nedir? Genetik kaynaklı mı, yoksa büyüme ve yetişme döneminde yaşananlarla mı tetikleniyor? İlaç tedavisi şart mı? İlaç tedavisinin zararı var mı? Bu bozukluğun getirdiği zorluklarla ve problemlerle nasıl baş edilebilir? Kendi haline bırakılırsa ve tedavi edilmezse, destek alınmazsa ne olur?

Yaygın yanlışlar:

Biraz hareketli olan, akranlarına göre biraz daha zor olan pek çok çocuğa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu etiketini yapıştırmak maalesef ki sıkça rastlanan bir durum oldu. Oysa, her hareketli çocuk, her dağınık ergen ya da her tezcanlı yetişkin DEHB vakası değildir! Bu tanının koyulabilmesi için, birazdan söz edeceğimiz her üç belirti kategorisinden de özellikler taşıması ve bu belirtilerin tek bir kesitte, tek bir ortamda ya da hayatının sadece bir döneminde görülmesi değil, gelişimsel öyküsü içinde devamlılık sergileyen biçimde uzun süredir gözleniyor olması, ve bu durumun kişinin genel işlevselliğine ve günlük yaşam kalitesine etki eden problemlere de neden olması gerekir. Tanı için gerekli veriler ve gözlemler, kişinin geçmiş okul hayatından, bugünkü iş hayatından, özel ve sosyal hayatından bir bütün olarak alınmalı, klinik değerlendirme mutlaka gelişimsel bir perspektifle entegre edilmelidir.

DEHB olan çocukların ve ergenlerin anne-babalarını etiketlemek yapılan bir diğer yaygın yanlıştır; "eğer yeterince iyi bir düzen ve disiplin uygulasalardı, böyle olmazdı" yaklaşımı bilimsel verilerce pek de desteklenmez, zira, her ne kadar düzenli ve sağlıklı işleyen bir aile sistemi her zaman bir insanın sağlıklı gelişimi ve işlevselliği için koruyucu bir faktör olsa da bugünün bilimsel verileri ışığında biliyoruz ki DEHB genetik bir temeli olan, nörobiyolojik düzensizliklerden kaynaklanan bir durum. Özellikle de beyinde, yönetici ve yürütücü becerilerden (yani planlama, düzenleme ve baş etme becerilerinden, koordinasyondan ve otokontrolden) sorumlu olan prefrontal bölgedeki düzensizliklerden, aksaklıklardan kaynaklandığı ortaya konan bir durumdur.

"Çok zeki olduğu için böyle çok hareketli" ise bir diğer yanlış inanıştır, bu da var olan durumun zorluğu ile daha kolay baş etmeye çalışma çabası olarak anne-babaların bir nevi savunma mekanizması olarak ortaya çıkan bir düşüncedir; ancak böylesine doğrudan bir nedensellik söz konusu değildir. Zaten insanı her zaman karmaşık bir sistem, bir bütün olarak ele almak gerekir, basit neden-sonuç ilişkileri insana dair herhangi bir durumu anlamakta ve açıklamakta kifayetsiz kalır.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromunun belirtileri üç ana kategoride toplanır:

Çocukluktan ergenliğe kadar daha belirgin olan bu belirtiler ekseninde ortaya çıkan problemler, kişinin yetişkinlik hayatında iş, aile ve sosyal hayatına etki eden, ilişkilerine yansıyan problemler yaratma potansiyelindedir. Bu da doğrudan ve dolaylı olarak çocuğu ve ergeni normal gelişiminin ve işlevselliğinin gerisinde bırakırken, yetişkinlik hayatında da kişinin yaşam kalitesine ve memnuniyetine gölge düşüren, günlük hayatını sekteye uğratabilen bir tablo yaratır.

DEHB ağırlıklı olarak çocukluk ve ergenlik döneminde görülen bir problem olmakla birlikte, vakaların yaklaşık % 50’sinde belirtiler yetişkinlik döneminde de etkilerini göstermeye devam eder. Ancak belirtilerin seyrinde ve yoğunluğunda farklar gözlenir. Aşırı hareketlilik ve o kıpır kıpır olma hali daha çok çocukluk döneminde ön planda iken, genellikle ergenlikle birlikte bu hareketlilik düzeyinde bir azalma görülür; yetişkinlik döneminde ise daha çok yerini konsantrasyon, planlama ve organizasyon becerilerindeki problemlere bırakarak "dikkat eksikliği bozukluğu" (DEB) adıyla tanımlanır; yani yetişkinlikte dikkat yetersizliği ve dürtüsellik belirtileri daha karakteristiktir.

Uyaran dolu bir dünyada, hızla akan bir hayatın tam ortasında!

Her geçen sene daha da fazla sayıda insan, bu şikayetlerle bizlere klinik başvuruda bulunur oldu. Bu da "neden?" sorgulamasını akla getirdi haliye, "ne oluyor?", "neden bu şikayet artıyor?", "acaba bunu tetikleyen, bunu arttıran, ne tür faktörler olabilir günümüz yaşam koşullarında?"...

Zaman algısındaki hızlanma tabiatın kuralı; her yeni çağ önceki çağlara kıyasla daha fazla şey bilmemizi ve daha fazla şeyi aynı anda yapmamızı gerektiriyor. Şu anda içinde yaşadığımız dünyayı ve günlük hayatımızı şöye bir düşünelim... Uzun saatler önümüzde açık olan bilgisayar, o bilgisayar ekranında aynı anda açık pek çok dosya, pek çok program, arka planda çalışan sosyal paylaşım siteleri, ona paralel elektronik posta hesabı, hızlı haberleşme ve mesajlaşma programları... Hemen bilgisayarın yanında, her an cebimizde hatta elimizde akıllı telefonlar, o telefondaki onlarca programdan ve çeşitli uygulamalardan gelen sinyaller, uyarı ışıkları ve bildirim sesleri... Tanıdığınız veya hiç tanımadığınız numaralardan gelen onlarca arama ve mesaj; kredi kartı tanıtımları, cazip olduğu iddia edilen kredi teklifleri, güvenlik sistemleri reklamları, tatil ve fırsat kampanyaları, hatta ve hatta siz hiç başvurmasanız da hiç ihtiyaç duymasanız da reklamı size yapılan cinsel performans arttırıcı ilaçların reklam mesajları... Devam edelim... Her evde baş köşede duran, hatta bazı evlerde her odada ayrı bir tane bulunan televizyon, o televizyondaki onlarca, belki yüzlerce kanal seçeneği... Masanın, sehpanın üstünde en az birkaç tane uzaktan kumanda... Bitti mi ? Bitmedi tabii ki, şöyle bir başınızı dışarı uzattığımızda, sokağa her çıktığımızda gördüğümüz reklam panoları, irili ufaklı neonlu tabelalar, her arabadan her mağazadan yükselen türlü türlü müzik sesleri, birbirine karışan ve birbiriyle pek de ahenkli olmayan korna sesleri... Bütün bunlar ne demek ? Geçmiş çağlara kıyasla çok daha fazla uyaran (beyin tarafından algılanan her tür görsel, işitsel ya da dokunsal sinyal) demek. Bir yandan bizim için bilgi ve doyum kaynağı olan, iletişim aracı olan bu uyaranlar diğer yandan bizim için bir bedel de getiriyor; bu kadar fazla ses, görüntü ve hareket, bu kadar fazla uyaran bizi yoruyor, yıpratıyor, biz pek de farkında olmadan bizi uyuşturuyor. Bizi kendimizden uzaklaştırıyor, kendimizle temasımızı azaltıyor, analitik düşünme, sorgulama yetilerimizi bloke edebiliyor. Bazen zar zor düzenlediğimiz dikkatimizi, zorlukla koruduğumuz odağımızı ve motivasyonumuzu dağıtabiliyor! Elbette burada doğrudan nedensel bir ilişki kurmak değil ana nokta, çünkü daha önce de değinildiği gibi, DEB daha çok genetik temelli nörobiyolojik boyutları da olan bir durum, sadece ortam ve bu dış koşullar nedeniyle ortaya çıktığı kesinlikle iddia edilemez. Ancak bu dış faktörlerin ve günümüzün bol uyaranlı hayat koşullarının bir "zorlaştırıcı" faktör olduğu düşünülebilir, var olan DEB potansiyelini daha da tetikleyen, baş edilmesini ve yönetilmesini daha da zorlaştıran bir dünya olarak görülebilir.

Yetişkinlik döneminde, dikkat eksikliği sendromunun belirtilerinin seyri ve günlük yaşama yansımaları:

Dikkat eksikliği bozukluğu taşıyan kişilerin en temel olarak günlük iş, uğraş ve aktiviteler sırasında odaklanma süreleri görece kısadır; çevresel uyaranlar tarafından kolaylıkla ilgileri dağılabilir ve performansları düşebilir.

Yönerge ve talimatları bir kerede anlamakta, akıllarında tutmakta ve hatasız uygulamakta zorlanabilirler. Alışveriş listesindeki bir şeyleri almayı unutmak, verdikleri sözü veya randevuyu unutmak, tembih edilen bir şeyi ağızdan kaçırmak pek de şaşırtıcı olmayan davranış örnekleri arasındadır.

Dinlemekte zorlanabilirler, sık sık karşıdakinin sözünü kesme ve sabırsızlanma eğilimindedirler. Konuşkandırlar ancak genellikle konudan konuya atlayarak, hızlı ve karmaşık çağrışımlarla konuşurlar ve bu yüzden bazen odak noktalarını kaybederler; ne söyleyeceklerini, nereye bağlayacaklarını toparlayamayabilirler. Yeterince düşünmeden, karşıdakinin nasıl hissedeceğini, ne düşüneceğini hesap etmeden kkonuşmaları da bir diğer özellikleridir; bazen düşünmeden davranabilirler de. Bu nedenle de bazen istemeseler de kırıcı olabilirler; söyledikleri ya da yaptıkları şeylerle ilgili sıklıkla pişmanlık veya suçluluk hissederler.

Planlama ve organizasyon becerileri zayıftır; işlerini ve günlük aktivitelerini önem ve öncelik sırasına koymakta, bir işin ya da aktivitenin alacağı zamanı öngörmekte, günlük programlarını ve ilişkilerinin sınırlarını ayarlamakta zorlanırlar. Buna bağlı olarak da zaman planlaması konusunda zorlanırlar; genellikle randevularına geç kalırlar, işleri ya son dakikada yetiştirirler ya da hiç yetiştiremez ve ek süre talep ederler. Bu özellikleri nedeniyle iş hayatlarında başları derde girebilir; ihtar alma, disiplin cezası alma veya işten çıkarılma gibi problemler yaygın rastlanır örnekler arasındadır. Sınırlarını ve öncelliklerini belirlemekte,"hayır" demekte, yakınla-uzağı, mahremle-aleniyi ayırmakta yaşadıkları zorlanmalar, özel hayatlarındaki ilişkilerine de yansır.

Duygudurumları değişkendir. Kolayca hayal kırıklığına uğrayabilir ve kolayca sıkılabilirler, birine ya da bir şeye dair ilgilerini kolayca kaybedebilirler. Diğer insanların gözünden bakıldığında zaman zaman "dengesizlik" olarak nitelendirilen bu özellikleri ilişkilerinde problem yaratma riski taşır.

Yetişkinlik döneminde azalmakla birlikte, bazen bazı kişilerde hareketlilik ve yerinde duramama hali gözlenebilir. Sık sık oturuş pozisyonu değiştirmek, odanın içinde sıkça gezinmek, masaya ya da koltuğun kenarına parmaklarla vurmak, ayak ya da bacak sallamak, konuşurken ya da dinlerken göz kontağını kaybetmek gibi davranışlar gösterebilirler.

Güçlü ve yaratıcı potansiyellerine rağmen öz güven ve öz saygı açılarından dalgalanmalar ve güvensizlikler yaşayabilirler. Bu da, sürekli olarak işleri sürüncemede bırakma eğilimleri, bir işe başlamakta ve başladıklarında sürdürme ve tamamlamada güçlük çekmelerine bağlı olarak karşılaştıkları eleştiriler ve yaşadıkları başarısızlıklarla doğru orantılı olarak derinleşir. Öte yandan bu da genel kaygı ve stres seviyelerini arttırır. Bu duyguların birikimi ve dolaylı olarak neden olduğu meseleler zaman içinde depresyona zemin hazırlayabilir.

Fazlaca kendilerine dönük olmalarından ve de karşılarındakine yeterince uzun ve derin odaklanamadıklarından dolayı, sosyal hayatlarındaki ve özellikle de özel hayatlarındaki yakın ilişkilerinde sıklıkla problemler yaşarlar. Karşılarındakinin yüz ifadesini ve duygularını okumakta zayıftırlar; eşlerinin ya da arkadaşlarının duygusal ihtiyaçlarını hissetmekte, adlandırmakta ve de karşılamakta zorlandıkları gibi, genellikle geribildirim almakta ve anlamakta da zorlanabilirler. Bu nedenle de genellikle eşleri ve arkadaşları tarafından "yeterince sevmeyen", "yeterince önemsemeyen" kişiler olarak algılanırlar ve bununla itham edilirler. Ancak bu onların "yapmadığı" bir şeyden ziyade "yapamadıkları" bir şeyden kaynaklanan bir sonuçtur sadece...

Yakın ilişki kurabilme, güvenli, yakın ve derin bağ kurabilme iki insan arasındaki karşılıklılık esasına dayanır. Karşılıklı birbirini görebilme, gerçekten duyabilme, hissedebilme, okuyabilme, doğru anlayabilme ve birbirinin duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilme zemininde yakın ve doyumlu ilişkiler, gerçek ve derin bağlar kurabilmek mümkün olur ancak... DEB olan kişiler, ilişkilerde olması gereken işte bu karşılıklılık kapasitesinden görece yoksun olduğu için, ilişkilerinin sığ olması ve ilişkilerinde bağlanma sorunları yaşamaları da son derece olası hale gelir. Bazen yeterince sev(e)mediklerinden bazense yeterince sevilmediklerinden yakınabilirler...

Her ne kadar bu belirtileri böyle ard arda sıralayınca karamsar bir tablo gibi dursa da karşımızda, vurgulamak gerekir ki, tüm bunlar geliştirilebilir, öğrenilebilir becerilerle aşılabilir problemlerdir! En temelde durumu fark etmek, doğru tanımlamak, kendini iyi tanımak, içgörüyü arttırmak ve var olan bu durumla etkin biçimde baş edebilmek için gerekli olan düzenleyici becerileri nasıl geliştirebileceğini öğrenmek ve kendine yatırım yapmak, değişimi ve gelişimi mümkün kılar. Kazanılan becerilerle kişinin genel işlevselliği, yaşam kalitesi, işteki verimliliği, üretkenliği ve ilişkilerindeki doyumu artacaktır.

Dikkat eksikliği sendromu olanların, onları diğer insanlardan ayıran güçlü yanları da vardır. Genellikle, yaratıcı, esnek, canlı, enerjik ve çok yönlü bir portre çizerler. Girdikleri sosyal ortamlarda sevilen ve dikkat çeken kişilerdir. Terapi ve destek sürecinin en önemli parçalarından biri, sahip oldukları bu potansiyeli ve güçlü yanları ortaya çıkarabilmelerini sağlamak, bu özelliklerden etkin şekilde yararlanabilmelerine yardımcı olabilmektir. Zira, dikkat, konsantrasyon, planlama, düzenleme ve organizasyon alanlarındaki görece zayıflıkları ile baş edebilmek için, var olan bu güçlü yanlarını fark etmeleri ve bunlardan yardım almaları baş etme becerilerine yatırım yapabilmeleri adına anlamlı ve faydalı olur.

Tedavi, değişim ve gelişim için neler yapılabilir?

Kişinin kendisinin ve hayatı onunla paylaşan yakın çevresinin, bu sendrom hakkında bilgilenmesi ve bilinçlenmesi en temel noktalardan biridir. Bu farkındalık ve bilinç, yüzeyde görünenin ardını görebilmeyi, anlamayı kolaylaştırır; gelişim ve tedavi için gerekli işbirliğinin önünü açar. Kişi, yaşadığı zorluğa dair farkındalık kazandıkça, yaşamını yapılandırması ve baş etme becerilerini o yönde geliştirmesi daha da kolaylaşır.

Önemli ve öncelikli olanı ayırt edebilme, işleri ve uğraşları bu eksene göre sıralayabilme ve düzenleyebilme; bir işe ayrılacak vakitleri açık uçlu bırakmak yerine, net süreler vererek planlama; bir işe ve uğraşa odaklanmaya çalışırken olabildiğince diğer dış uyaranları azaltma; bir iletişimde karşıdakinin yüz ifadesine, tonlamasına odaklanabilmeyi, sözlerini takip edebilmeyi ve sözlerin ardındaki duyguyu ve ihtiyacı okuyabilmeyi öğrenme; kızgınlık ve öfkeyle etkin baş etme yöntemleri geliştirme; ilgi ve motivasyonunu daha uzun süre koruyabilmenin yollarını geliştirme DEB olan yetişkinlerin yatırım yapması gereken, gerekirse profesyonel bir yardım ve destek alması gereken ana unsurlar arasındadır.

Kişinin zorlandığı başlıca alanlar olan, planlama ve organizasyon becerilerini geliştirmesi adına bu konuda hazırlanmış kitaplardan, eğitimlerden, seminerlerden ve grup çalışmalarından faydalanması yaygın ve iyi sonuç veren alternatiflerdir. Psikoterapi ve gerektiğinde buna paralel yürütülen ilaç tedavisi de; kişiye, durumun özelliklerine ve sendromun etki boyutlarına göre yapılandırılarak faydalanılabilecek profesyonel yardım alternatifleridir.

Kaynaklar: