Cemil Topuzlu Cad. Yeşil Kır Apt. No:20 Kat:1 Daire:6 Fenerbahçe
bilgi@dokudanismanlik.com
+90 (216) 550 55 22

Sanatla Gelen Şifa

Didem ALICI

Uzman Klinik Psikolog / Sosyal Psikolog

Kasım 2013


Hemen hepimizin çocukken sanatla ve yaratıcılıkla doğal bir bağımız vardı. Yere rahatça uzanıp pastel boyalarla resim yaparken, ellerimizle çamurdan, hamurdan şekiller oluştururken, kağıtları kesip yapışırırken, kumdan kaleler inşa ederken yaratıcılığımıza kendimizi kaptırıp dünyayı unuttuğumuz pek çok an olmuştur. O anları hatırladığımızda bile bedenimizin gevşemeye başladığını, yüzümüze tatlı bir tebessümün yayıldığını fark ederiz. Büyüyüp yetişkin olduğumuzda bir sanatla hobi olarak uğaşırken de bu rahatlama ve gevşeme deneyiminin bedenimizi ve zihnimizi kapladığını hissederiz. Bazen bir toplantı sırasında, telefonda konuşurken veya bir konuşmayı dinlerken önümüzdeki kağıda rastgele karalamalar yaparız, şekiller çizeriz. Bunu yaparken daha iyi odaklanıp daha net düşünebildiğimizi görürüz. Bütün bunlarla aslında daha sezgisel ve yaratıcı yanımızla temasa geçeriz ve kendimizi ifade ederiz. Sanat bizi gündelik yaşamın koşuşturmacasından, zihin karışıklığından ve kaygılarından çekip alır ve daha dingin bir ruh haline taşır. Bu ruh halindeyken daha sade ve berrak düşünebilir, bizi köşeye sıkıştıran durumlara mesafe alabilir, sorunlara daha yaratıcı ve esnek çözümler getirebiliriz.

Sanat Terapisi Nedir?

Sanatın estetik ve dekorasyon amaçlı kullanımının yanı sıra pek çok farklı amacı vardır. İlk çağlarda bile insanlar mağara duvarlarına resimler yaparak kendilerini ifade etmişlerdir. Günümüzde ise sanat, bir ifade aracı olarak, kendimizi anlama, anlam arayışı, kişisel gelişim, kendimizi güçlendirme ve iyileşme alanlarında etkin şekilde kullanılabilir. Sanat güncelerinde en karanlık hüzünden en derin travmaya, en coşkulu zafere kadar uzanan geniş bir duygu yelpazesine rastlarız. Bu da sanatın sözcükleri kullanmadan içsel deneyimlerin anlaşılıp netleştirilmesini sağlayacak güçlü bir ifade biçimi olduğunu doğrular.

Sanat terapisi de zaten buradan yola çıkar. Sanatsal imgeler kim olduğumuzu anlamamıza, dile gelmeyen duygu ve düşüncelerimizi ifade etmemize ve kişisel ifade yoluyla hayatımızı zenginleştirmemize yardımcı olur. Sanat terapisi geçerli ve etkili bir tedavi yöntemi olup kendini anlama, duygusal değişim ve kişisel gelişim amacıyla kullanıma uygundur.

Sanat terapisi çok çeşitli kişilerle ve gruplarla çalışırken uygulanabilir. Örneğin, çocuklar, ergenler, yetişkinler, yaşlılar, bağımlılar, ağır hatta ölümcül hastalar, savaş gazileri, engelliler, zor durumdaki aileler, tutuklular ve çok çeşitli duygusal sorunları olan bireyler için sanat terapisi uygundur. Sanat terapisi deneyimsel ve dinamik bir yöntem olduğu için onu gerçekten anlamanın en iyi yolu bu yöntemi deneyimlemektir.

Sanat terapisi psikoloji ve sanatın biraraya gelmesinden oluşur. Sanat terapisinde görsel sanatlar, yaratıcı süreç, insan gelişimi, davranış, kişilik ve ruh sağlığı bilim dalları birlikte işleyişe katılır. Sanat terapisi seanslarında kişinin içsel deneyimine, yani duygularına, algılayış biçimlerine ve hayal gücüne odaklanılır. Sanat akademilerinde veya atölyelerinde verilen eğitimden farklı olarak, dış dünyada gördüğümüz imgelerin değil, kişinin içinden gelen imgelerin gelişmesi ve ifade edilmesi vurgulanır. Sanat terapisinde her zaman öncelikli olan iç dünyamızdaki imgeler, duygular, düşünceler ve fikirlerdir.

Terapi sözcüğü Yunanca therapeia (dikkatini vermek) sözcüğünden gelir. Sanat terapisinde sanatsal ürünler ortaya koyan danışana donanımlı bir profesyonel dikkatini verir. Bu profesyonelin sunduğu destekleyici ilişki sayesinde yaratım süreci bir rehber eşliğinde ilerler ve danışan bu süreçte anlam bulur. Bu süreçte bir diğer önemli nokta da kişinin kendi sanatsal yaratım sürecine dikkatini vermesidir. Böylece sanatının anlattığı hikayeyi, tasviri veya anlamı bulur.

Sanat terapisinin çeşitli tanımları kabaca iki grupta toplanır. İlk grupta sanatın yaratıcı sürecinin şifalandırıcı gücüne duyulan inanç ön plandadır. Bu tanıma göre sanatsal bir çalışma yapmanın kendisi iyileştiricidir. Bu sürece terapi olarak sanat adı verilir. Sanatsal bir çalışma yapmak hayal gücünü kullanarak, özgün ve spontan bir şekilde kendini ifade etmeye olanak verir. Bu deneyim zaman içinde kişisel doyuma, duygusal onarıma ve dönüşüme yol açabilir. Yaratıcı sürecin kendisi zaten iyileştirici ve büyütücü bir deneyimdir.

Sanat terapisine getirilen ikinci tanımda ise sanat sembolik bir iletişim aracıdır. Bu yaklaşım sanat psikoterapisi olarak adlandırılır. Sanatsal ürünlerin (çizim, boyama ve başka sanatsal ifadeler) duyguları, çatışmaları ve duygusal meseleleri ifade etmekte yararlı olduğu vurgulanır. Terapötik rehberlik ve destek sayesinde sanat yeni anlayışların ve içgörülerin ortaya çıkmasına aracı olur. Çatışmaların ve sorunların çözülmesine, yeni bakış açılarının oluşmasıyla gelen olumlu değişimlere, büyümeye ve iyileşmeye yardımcı olur. Aslında sanat terapistlerinin pek çoğu her iki yaklaşımı da çalışmalarında farklı dozlarda birleştirirler.

Sanat terapisi ile ilgili yaygın bir yanlış inanış, bu yöntemden yararlanabilmek için sanatsal yeteneğinizin olması gerektiği düşüncesidir. Bazı kişiler teknik açıdan doğru sanatsal bir ürün yapamazlarsa sanat terapisinin işe yaramayacağından veya kendilerinin başarısız olacağından endişe duyarlar. Oysa sanat terapisi sanatsal bir eğitim almış olmayı gerektirmez. Çizim, boyama ve daha pek çok sanat biçimi, yaştan ve yetenekten bağımsız olarak, herkesin kullanımına açıktır. Herkes sanat aracılığı ile yaratıcı olma yeteneğine sahiptir. Sanat terapisinin felsefesinin temelinde yatan düşünceye göre her türlü sanatsal ifade kabul edilebilirdir. Amaç muhteşem sanat eserleri yaratmak değildir. Sadece duyguların ifade edilmesi gereklidir.

Sanat Terapisinde Yorum Yapılır mı?

Belki siz de, çoğu kişi gibi, sanat terapisinin sadece sanat ürünlerinin içeriğini yorumlamaktan ibaret olup olmadığını merak ediyorsunuzdur. Acaba sanat terapisti bir resme bakınca, kahve falına bakarcasına, o desenlerin ve renklerin neyi anlattığını görebilir mi? Gördüklerini söyler mi, yoksa kendine mi saklar anladıklarını? İmgeler sözel olmayan bir iletişim biçimidir. Doğal olarak acaba gizli anlamlar barındırıyorlar mı veya içeriğini yorumlamak mümkün mü diye merak edersiniz. İnsanların sanatın yorumlanmasına ilişkin merakının bir kısmı da kişilik değerlendirmesinde kullanılan psikolojik testlere ilişkin tanışıklıklarından kaynaklanır. Oysa testler değerlendirme odaklıdır ve kişisel gelişim veya kendini anlama ile ilişkisi yoktur.

Çoğu sanat terapisti, sanat çalışmasını yaratan kişinin kendi anlamını bulmasına yardımcı olmayı önemser. Bunun bazı nedenleri vardır. Öncelikle, sanatsal ifadede kullanılan bazı evrensel semboller olsa bile, kişinin kendini sanatla ifade ediş biçimi son derece kişiseldir. Sanatınıza kendinize özgü geçmişinizi, yaşam deneyiminizi, kültürel etkileri ve bireysel bakış açınızı yansıtırsınız. İmgenin ne anlama geldiğini asıl belirleyen kişi, sanat ürünü yaratandır.

Ayrıca sanatsal bir imgenin anlamı ona bakanın gözündedir. İki kişi aynı resme bakıp birbirinden tamamen farklı yorumlar yapabilirler. Eğer sanat terapisinde resmi yapan kişiye resmin ne anlama geldiğini sormadan bir yorum yaparsam kendi yarattığım anlamı bu resme empoze etmiş olurum. Hepimizde varolan doğal eğilimin sonucu olarak kendi inançlarımızı, izlenimlerimizi, fikirlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi gördüğümüz imgelere yansıtırız veya yükleriz.

Son olarak sanat ifadelerinin anlamı zaman içinde değişebilir. Bir resme birkaç hafta sonra baktığımızda yeni açılımlar görüp gördüklerimize karşı farklı tepkiler geliştirebiliriz. Bu da sanatın hem sihiri, hem de gizemidir.

Sanat Terapisi Neden İşe Yarar?

Sanat kişiyi anlamaya yardımcı olsa da, aslında sanat terapisinin insanların gelişimine, rehabilitasyonuna ve iyileşmesine olan katkısı sanatsal üretim yapmanın kendisinden kaynaklanır. Sanat terapisi, bir yöntem olarak, onarım, dönüşüm ve kendini araştırma alanlarında kendine has bazı özelliklere sahiptir. Aşağıda özetlenen bu özellikler, sanat terapisinin şifalandırıcı bir yöntem olmasını sağlar.

Görsel düşünme duygularımızı, düşüncelerimiz ve dünyaya ilişkin algılarımızı imgeler aracılığı ile organize etme becerimiz ve eğilimimizdir. Dünyayı görsel tasvirlerle anlatır, imgelerle düşünürüz. Çoğu zaman duygu ve düşüncelerimizi imgelerle temsil ederiz. Modern psikolojinin babası sayılan Sigmund Freud, rüyaların, duygu ve düşüncelerin ağırlıklı olarak görsel biçimde deneyimlendiğini gözlemlemiştir. Freud, görsel algımız sözel ifade becerimizin gelişmesinden çok önce başladığı için, sanatın bilinçdışına daha yakın olduğunu da fark etmiştir. İmgeler en erken deneyimlerimizin parçasıdır ve söz öncesi döneme ait düşüncelerimiz imgelerin içinde saklıdır. Rüyalardaki ve sanattaki görsel imgelere çok ilgi duymuş olan Carl Jung, bir duygu halini veya problemi rüyada gördüğümüzde ya da onu sanat yoluyla bir imgeye dönüştürdüğümüzde daha net ve derinlikli bir şekilde anlayabildiğimizi gözlemlemiştir.

Araştırmalar travmatik deneyimlerin genellikle görsel imgeler biçiminde zihnimizde kodlandığını ortaya çıkarmıştır. Bu durumda bu tür anıların ilk olarak imgeler halinde ortaya çıkması son derece doğaldır. Görsel sanatlar travmatik imgelerin ifade edilmesi için eşsiz bir araçtır ve bu anıları daha az tehdit edici bir biçimde bilincimize çıkarır.

Sanatın görsel dili fazla tanıdık olmayan bir iletişim biçimidir. Dolayısıyla daha az kontrol edilebilir. Bazı kişiler için sözcükler gerçek duygulardan kaçınmak veya bu duyguları gizlemek için kullanılabilir. Sanatın sözdışı ifade biçimi zor ulaşılır duygu ve düşüncelerimize bir kapı aralar. Sanatın bu özelliği uzun süredir bilinmeyen veya bilinçdışında saklanmış duygulara ve fikirlere ifade yolu açılabilir. Sanat bilinçdışındaki malzemeyi önbilince çıkartır, ama onu gene de metafor ve sembolle gizler. Bu sayede iç dünyamızdan gelen, duygusal olarak zengin malzeme ile sembolik ve metaforik bir diyalog kurmamıza olanak tanır. Hem kendimize hem de başkalarına bu yolla mesajlarımızı iletebiliriz. Kendi kendimizle içsel bir diyalog başlatabiliriz.

Bazı duygu ve deneyimleri ifade etmekte sözcükler yetersiz kalır. Sanat terapisinde danışanlar dile gelmeyeni çizimlerle, boyalarla veya farklı sanatsal biçimlerle ifade etmeye teşvik edilirler. Sanatsal ifade düz çizgide ilerleyen bir süreç olmadığı için dilin kurallarına (cümle yapısı, dilbilgisi, mantık ve doğru yazılım) uymak zorunda değildir; pek çok karmaşık durumu eşzamanlı olarak anlatabilir. Sanat şekilleri, renkleri ve çizgileri kullanarak ilişkileri ifade edebilme gücüne sahiptir. Paragraflarla anlatılacak bir durumu tek bir çizim rahatça ifade edebilir. Bulanık, kafa karıştırıcı veya birbiriyle çelişen unsurlar tek bir resimle anlatılabilir, çünkü sanatın dilden farklı olarak yapısal veya örgütsel kuralları yoktur. Sanat terapisi özellikle çocuklarla kullanmaya uygundur, zira çocukların duygu ve deneyimlerini anlatmaya yetecek kadar gelişkin sözcük dağarcıkları yoktur, ama sanat onlar için doğal bir iletişim yoludur.

Sanat terapisi duyguların boşaltılmasına da yardımcı olur. Psikolojide duygu boşalımına katarsis adı verilir. Katarsis temizleme anlamındadır ve terapide güçlü duyguların açığa çıkıp boşalmasını anlatır. Bir çizim, boyama, heykel veya başka bir tür sanatsal çalışma yapmak, acı ve rahatsızlık veren duyguların boşaltılmasını sağlayarak katartik bir etki yaratır. Çoğumuz için düşüncelerimizi, deneyimlerimizi ve duygularımızı bir sanat eserine aktarmak olumlu bir etki yaratır. İmgelerle resmedilen duygu ve deneyimler, özellikle de travmatik deneyimler, üzerine konuşmak katartiktir.

Sanatsal çalışma sürecinin kendisi de duygusal gerginliği ve kaygıyı hafifletir, çünkü bu süreçte gevşeme durumuna ve farklı bir ruh haline girilir. Yaratıcı faaliyet beyinde depresyonun antidotu olan serotonin hormonu düzeyini yükseltir. Bazı kişiler için sanat içsel huzura ve sükunete ulaşmayı sağlayan bir tür meditasyondur.

Sanat ellerimizle yaptığımız bir faaliyettir. Sanat yaparken inşa ederiz, yerleştiririz, karıştırırız, dokunuruz, yoğururuz, yapıştırırız, çizeriz, zımbalarız, boyarız, şekil veririz ve daha pek çok dokunsal tecrübe yaşarız. Sanat bizim ellerimizle özel veya özgün nesneler yapmaya yönelik doğal eğilimimizi içinde barındırır.

Sanat terapisinde elle tutulur ürünler yaratırsınız. Böylece anlamları, deneyimleri ve duyguları, somut bir biçimde belgelersiniz. Haftalar veya aylar boyunca yaratılmış sanatsal ifadeleri yeniden gözden geçirmek, duygular, düşünceler, olaylar ve temalarda oluşan değişimleri veya tekrar eden örüntüleri görmemizi sağlar.

Sanat yapmak kendimize verdiğimiz değeri arttırır; risk almayı ve yeni şeyler denemeyi teşvik eder; yeni beceriler edinmemizi sağlar ve yaşamımızı zenginleştirir. Hayal gücümüzü kullanarak kendi ellerimizle bir şeyler yaratmak kişisel olarak anlamlı ve otantik bir deneyimdir. Sanat yapmak pek çok farklı parçamıza temas eder. Bazen bizi çocukluğumuzda resim yaptığımız zamanlara götürür veya kilden yaptığımız bir heykel kendimizle gurur duymamızı sağlayabilir.

Tarihe baktığımızda stres altındaki insanların, yaşadıkları iç çatışmalarını ifade etmek ve bunları dönüştürmek için sanata başvurduklarını görürüz. Vincent van Gogh ve daha pek çok görsel sanatçı buna örnektir. Tarih boyunca insanlar insanlığın ızdırabını araştırmak için veya duygusal mücadelelerini anlamlandırıp bunları aşmak için sanatı kullanmışlardır.

Psikolog Abraham Maslow insanların temel ihtiyaçları (yemek, barınma, güvenlik) karşılandığında güçlü bir biçimde kendilerini ifade etmeye yöneldiklerini ortaya koymuştur. Sanatsal ifade korkularımızı, kaygılarımızı ve diğer stresli duygularımızı ifade etmenin yanı sıra ruhumuza dokunur. Temel ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı veya yok olma tehdidi altında kaldığımız durumlarda sanat günlük hayatı aşmamıza yardımcı olarak hayatımıza bütünlük ve kişisel tatmin getirir.

Sanat terapisti Bruce Moon’a göre sanat çalışması yapmak, sıkıntı, işlevsel olmayan ilişkiler, istismar, bağımlılıklar ve amaçsızlıkla dolu düyamızda varoluşsal bir amaca hizmet eder. Sanat insanların varoluşsal boşluk hislerinin ve ruhlarını kaybetmişliklerinin üstesinden gelmelerine yardımcı olur. Sanat çalışması yaparak ve hayal gücümüzü kullanarak korkulardan, kaygıdan ve depresyondan kurtulup hayatımızda yeni bir anlam bulabiliriz. Bu deneyim terapistle kurulan otantik ilişkiyle, sanat ürünün tamamlanması ve sanat çalışmasından alınan hazla daha da zenginleşir.

Sanat kişiye aşkın deneyimler sunabilir, çünkü görsel ifade sayesinde insanlar yeni olasılıkları fark edebilirler ve kendilerini farklı bir biçimde deneyimleyebilirler. Yaratıcı süreç bireyselleşmeyi ve kişinin potansiyelini gerçekleştirmesini de destekler. Böylece büyüme ve gelişme fırsatları sunar.

Ayrıca sanatla uğraşmak keyifli bir faaliyettir. Kişiyi canlandırır, enerjiyle doldurur ve haz verir. Sanat yapmak kişinin daha esnek olmasına, kendini gerçekleştirmesine, yaratıcı sorun çözme ve sezgisel kaynaklarına erişmesine katkıda bulunur.

Sanat aynı zamanda bir bilme biçimidir. Sanatsal ürünler yaparak ve yaptıklarımız üzerinde düşünüp konuşarak gerçek inançlarımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi ve değerlerimizi derinden bilme şansını yakalarız. Sanat aracılığı ile kendi hikayemizi bütün boyutlarıyla anlatabiliriz ve bakış açımızı dönüştürebiliriz.

Özetle, sanat içimizde saklı duran duygusal deneyimleri görünür kılar. Böylece bu deneyimler bilinebilir ve üzerine konuşulabilir hale gelir. Sanat eski davranış kalıplarının elden geçirilmesi, tamir edilmesi, yerine yenilerinin inşa edilmesi ve prova edilmesi için iyi bir yoldur. Eski davranış kalıpları ile birlikte katı eleştirel iç seslerle de çalışılabilir. Sanat aynı zamanda etkili bir karar alma sürecini başlatır. Sanat duygusal, zihinsel ve bedensel katmanları içeren bir seçim sürecidir. Sanat sürecine insanın bütünü ve beynin her iki tarafı da katılır.

Son olarak, sanat terapileri kişiliğin daha sağlıklı boyutları üzerinden çalışır. Problem odaklı terapi meselelerini aşan duygu ve düşünceleri de önemser, kapsar ve ele alır. Olumlu duyguları geri kazandırmada özellikle etkilidir, çünkü insanların güçlü yanları üzerine inşa edilmiştir.

Kaynaklar: